2009 yılıydı. Ben yine canım, ciğerim kuzu sarmam Metin'lerin yazlıktayım. Boktan bi pazar sabahıydı. Saat 12 olmuş ama güneş hala uyanmamıştı. Sikindirik bi hava vardı.
Pazar sabahı 3 katlı yazlıklarının her katında bulunan eşşşşek kadar balkonları yıkayan Metin götünden ter atarken bana;
-hazır ol lan kavgaya gidicez
+ne kavgası lan pazar pazar
-oğlum babam parkeciyi aradı, gelip eksikleri halletsinler diye. parkecide babamla atıştı, "gel lan dükkana, gelmeyen orospu çocuğudur" dedi.
+dur lan bahçeye geliyom orda anlat.
Bu kısa konuşmanın ardından Metin'in babası Ahmet abiyi elinde bıçakla arabaya doğru fırlarken gördüm ve peşinden koştum. Ama nafile. Vücut kıllarıyla bize güven veren, sakin olan Ahmet abi kaplan kesilmişti. E sonuçta parkecinin dediği gibi orospu çocugu diildi ve dükkana gitmeliydi. Ama boş değildi, elinde bıçak vardı.
Metin, ben ve Niyazi arabanın peşinden koştuk ama yetişemedik. O sırada da Metin'in 2 amcası ve eniştesi nalbura gitmişler. Ama 3 tane yetişkin insan olmalarına rağmen hiç biri telefon almamış. Hiç birine ulaşamayacağımızı anlayınca yola doğru fırladık. Yazlık mekan olduğu için taksi bulmak zor. Kıvrak zekamızı kullanıp Türk polisinden yardım istedik. Yolun karşısında duran polis arabası bize el kol yaptı ve yanına çağırdı. Durumu izah ettik ve nerdeyse "öndeki aracı takip et" kıvamına gelmiştik. 3ümüz polis arabasına binerken, şöfor polis tarafından hakaretlere maruz kaldık. "inin lan pezevenkler, taksi mi bu". O sıra da diğer polisi ikna etmeye çalışırken, Metin küfür eden polisin yakasına yapışmış nerdeyse adamı dövecekti.
Polisten ümidi kestikten sonra azami hızı 20 km/saat olan bi yolcu otobüsüne attık kendimizi. Durumu anlattık ve saolsun çok önemli bi mevzuu olduğu için hızını 20 km/saatten 25 km/ saate çıkarmayı kabul etti.
Tın tın giderken sinirlerimiz iyice gerilmişti. Yandan ambulans geçiyo, muavin bizi kıllandırıyo. Yandan polis arabası geçiyo, muavin bizi kıllandırıyodu. Sike sürülcek aklı olmayan muavin tecavüzü haketmişti ama buna vaktimiz yoktu. Araç o kadar yavaş gidiyodu ki elime sudoku kitabı verseler anasını ağlatırdım o sürede.
Bu işin böyle olmayacağını, acil bi çözüm bulmamız gerektiğini konuştuk Metin ve Niyazi'yle. Biz gidene kadar Ahmet abi katil de olabilirdi, ölebilirdi de. Bu iki durumda hoşumuza gitmedi elbet.
Sonra otobüs bi müzikholün önünden geçerken şimşekler çaktı. Bi an da farkettik ki bu bizim Metin'lerin köylü Müslüm abinin müzikholüydü. Hemen indik. Mekana girdik ve Müslüm abiyi sorduk. Müslüm abi hallederdi bu işi, yeğenleriydik biz onun.
Uykusundan uyandırılan Müslüm abiye durumu izah ettik. İnanılmaz soğuk kanlılıkla bizi yatıştırdı ve durumu halledeceğini bildirdi. Yukardan Hamza'yı çağırttırdı. Hamza diyince biz insan sanmıştık halbuki. 1,87 boyunda ki ben Hamza'nın yanında devede kulak kalmıştım. Ebesinin amı Hamza dedim içimden haykıra haykıra.
Müslüm abi talimatı verdi, emaneti de al gidiyoruz. 2 dk önce atlet kilot yanımızda duran Hamza, süperman gibi gitti ve jilet gibi gömlek ve kumaş pantolonla geldi. E siz de takdir edersiniz ki atlet kilotla adam öldürülmez. Kafalarımızla kıyafetine onay verdikten sonra arabaya atladık.
Boy ortalamamız 1,85 ti, ama arabanın içinde çük kadardık. Ön koltukta oturan Hamza koltuğu öyle bi dayamıştı ki geriye, sanki kucağımızdaydı.
Neyse, artık yoldaydık ve Ahmet abinin yardımına gidiyoduk. Yolu ortalamış son sürat gidiyoduk tahliye yolda. Bok gibi yağmur yağıyodu ama öndeki iki camda açıktı ve suratımıza geliyodu kurşun gibi. Sesimizi çıkarmadan gidiyoduk. Müslüm sonunda Ahmet abiye ulaşabilmişti.
-Ahmed, gardaşım nerdesin? Yazlıktaysan bi çayını içmeye gelecem.
+Ahmet abi ne diyosa artık.
-Ahmed durumu biliyorum, senin çocuklar yanımda. Üzmüşsün çocukları. Yerini söyle geliyorum.
Geliyorum ne demek lan? Geliyorumu biz demin 25 km/saat hızla yaptık. Bu senin yaptığın ışınlanmaktı Müslüm abi. Adrenalin tavan yapmıştı bizde.
-Ahmed beni dinle. Sen karışma. Ben Hamza'yla geliyorum.
+Müslüm abi sen karışma, ben hallederim.
-Ahmed ben varken sana düşmez. Sen dön yazlığa, ben gelip vururum adamları.
Ananın amı. Adamları vurmak ne demek lan. Biz olayı çözmiycek miydik? Müslüm abi duy iç sesimi. Adam vurmak yoktu hesapta.
Telefon kapandı ve biz hala ışınlanıyoruz. Ne uzun bi ışınlanmadır bu. Sonra tekrar telefon çaldı. Metin'in diğer amcaları yolda Ahmet abiyle karşılaşmışlar ve gidip parkeciyi hepsi bi güzel dövmüş. Artık bizim gitmemize gerek yoktu. Hamza'yı da durduk yere kimbilir kaçıncı kez katil edecektik ama olsun. Olurdu böyle şeyler bazı bazı.
Geri dönüyoduk. Herkesde bi sukunet. Önce Hamza'yı müzikhole bırakacaktık, sonra da Müslüm abi bizi yazlığa bırakacaktı.
Müzikhole gelmiştik. Kucağımızda oturan Hamza inerken bizlere öğüt vermeliydi. Ve beklenen an gelmişti. Metin'in bacağını sıkarak, "küçük şeyleri sorun etmemek lazım" dedi ve yolu ikiye yararak gitti adeta.
Küçük şey neydi lan. Adam öldürmek küçük şey mi? Neyden bahsediyodu bu Hamza. Kafa salladık hepimiz ve yazlığa doğru yol aldık.
Yazlığa geldiğimiz de Ahmet abilerde aynı anda geldiler. Herkes "ne oldu, noldu, nöldü, nuyoltu" gibi sorular yöneltti Ahmet abiye.
Ahmet abi ise orospu çocuğu olmamanın haklı gururuyle hafifçe gülümseyerek "endişelenecek bi şey yok" dedi Amerikan filmlerinde ki gibi.
Şaka lan şaka, ballandıra ballandıra adamları nasıl dövdüğünü anlattı hepsi bizim macerayı piç ederek..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder