Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Aralık 2011 Perşembe

intikamı soğuk yedik, boğazımız ağrıyo.

Her zaman ki gibi yaz gelmişti ve ben Kemal'lerin yazlıktayım. Yapıcak bi sik olmamasına rağmen deliler gibi eğleniyoduk. O yüzden her yaz giderim. O sene Kemal'in kuzeni Gülçin abla da vardı. Abla dediysek bizim yediğimiz bokların üstünü örtecek hatta "hayde hayde fondip fondip" gazını verebilcek eğlenceli biri. Herkesin gözünde abla bizim gözümüzde ise "kenka".

Akşam yemeği yendi. Malak malak yatıştayız. 1-2 saat ertesi gün içimiz yandığında yemek üzere karpuzlarımızı büyüttük.

-hadi sahile gidek içek?
-olur.

plan sade ve hızlı. sahile giderken köşede bulunan marketten içkileri, cipsleri, çekirdekleri yüklenip sahilde içicez.

3 armut sallana sallana markete doğru gidiyoruz. Neşemiz hiç bi Türkbükü tatilcisinde yok. Tekirdağ'da eğlenen sadece 3ümüzdük. Buna eminim.

Markete 3 metre kalmıştı. Hala götümüz başımız ayrı oynuyo. Derkeeeen yanımızdan doblo tarzı bi araba tozu dumana katarak, bizleri duvara yapıştırarak geçiyo. Kemal'le benim çükü, Gülçin ablanın da ciciklerini yalayarak geçti araba resmen. Altımıza sıçmıştık, kıçımızı silecek taş arıyoduk. O derece yakındı araba.

-yavaş ulaaaaaynnnn hayvanoğlu hayveannnnnğğğğhhh.
ani bir fren sesi ve elinde sopayla inen bi dalyarak.
-ne dedin lan sen? (sopa tüm potansiyel enerjisini biriktirmiş, kinetik enerjiye dönüştürmek için sabırsızlıkla bekliyo o sırada )
-ezicektin bizi be birader, napıyon sen?
-kapa lan çeneni patlatmıyım kafanı?
-yürü git allaşkına, kız var yanımızda, ayıp ediyon.

dedik ve eleman bastı gitti tekrar. bizde arkasından elimiz ayağımız titreyerek küfür ede ede markete doğru devam ettik. Adamın o hareketine karşı bi şey yapamadık, o bizim içimizi yiyodu.

Neyse markete geldik ve elemanda markette. Adam bildiğin sayko. Eli ayağı titroyu, markette ki elemana gider yapıyo falan. Alacağını aldı ve para üstünü bile almadan yine aynı süratle bastı gitti. Biz iyice dellendik. Ama yanımızda kız var ve adam da sopa var. Sopa küçük ayrıntı ama kız var abi yanımızda. Yoksa dişlerini dökerdik. Evet yapardık.

İçkilerimizi aldık ve hiç konuşmadan sahile indik. Hepimiz sinirden lal olmuştuk. Hepimizin içine oturmuştu. 1er, 2şer biraları içtikten sonra bi şeyler yapmamız gerektiğinden bahsettik. Şikayet etsek bi sik olmaz, adamı dövsek desek, o da olmaz. Yapacak bi şey yok dedik ve içmeye devam ettik.

Bi süre sonra içkilerimiz bitti tabi. Devam etme kararı aldık ve markete doğru yol aldık yine. Giderken adamı görürüz ümidiyle giderken markette adamı gördük. Yanında taş bi hatun. Gayet sakin, efendi bi şekilde sigara ve birasını aldı çıktı gitti. Ama bu sefer arabayı yavaşlatılmış şekilde sürüyodu. Ağır çekimdi adeta.

Çok hızlı bi şekilde plan yaptık ve arabayı takibe koyulduk. Artık oturduğu yeri biliyoduk. Anasını sikmeye gidiyoduk. Öyle gaza gelmiştik. Dinamit bulsak evine döşiycez. O derece gözümüz döndü.

Ama hesapta olmayan fotoselli bi kapı önü ışığı ve ayıdan bozma bi köpek vardı. Bu şartlarda hiç bi bok yapamazdık. Her şeyden vazgeçtik, çizgimizi bozmadan, efendice, içimizdeki sinirle eve geldik.

Herkes suskun bi şekilde yataklara dağıldı. Çok değil 3 dk sonra evin içinde mesajlaşmaya başladık. Ama sonuç yine sıfır. Uyuduk. Herkes boş vermemiz gerektiğini söyledi ve biz de boş verdik. Uyuduk.

Kahvaltı yine aynı. Kimse konuşmuyo. Öğlen oldu ve Kemal'le ben denize gittik. Gülçin abla Kemal'in annesine akşam yemeği için yardım edip geleceğini söyledi. Sözünde durdu ve geldi. Esaslı kızsın sen Gülçin abla.

Denizde türlü atraksiyonlarla neşemizi yerine getirmeye çalışıyoruz ama nafile. Sahilde Gülçin abla görünüyo.
-su çok güzel gelsene Gülçin abla, diye suya davet ediyoruz.
Yok lan klasik Türk mantığı heeeömğğğğğğğğ, faşır foşur ıslatarak sokuyoz kızı suya.
Ama 1 saniye, Gülçin abla çok ciddi bi sır saklıyo. Bizden kaçmaz bu bakış.
Hemen dökülüyo.
-Sahile inerken dünkü adamın arabasını gördüm. Yolun kenarına park etmiş. An bu an.
-Tamam Gülçin abla, sen denizde takıl biz Kemal'le eve gidiyoruz. Bi şeyler yaparız artık. Sen çaktırma kimseye.

5 dk sonra evdeyiz. Plan hazır. Arabanın lastiklerini patlatıcaz ve tüycez. Belimize tornavidayı, bıçağı alıp çıkıyoruz. Kıçımızda havai şort, ayağımızda tanga terlik, belimizde de emanet diye tabir ettiğimiz ama emanet değil bizzat kendimize ait delici-kesici aletler var.

3 dk sonra arabanın yanındayız. Ben gözcü, Kemal'de iş bitirici. Ben işareti veriyorum, Kemal'de çok kolay sandığımız lastik patlatma çalışmalarına başlıyo ama o iş o kadar diilmiş. Amına kodumun lastiği savaş için yapılmış sanki. Bıcak saplıyoz sekiyo, tornavida saplıyoz sekiyo. Biz olaydan koptuk, gülmekten ölürsek elimizde ki aletleri gören polis ve görgü tanıkları ne der diye düşünüyoz.

5-10 denemeden sonra lastik patlıyo ve zafer çığlıkları atıyoruz. Cinsel organlarımızın üstünde sadece incecik havai şortlar olmasına rağmen yine de sarılıyoruz. Bazı şeyler daha hissedilir hale geliyo ama olsun.

Diğer lastiklerle uğraşırsak yakalanacağımız konusunda hemfikir olunca eve doğru geliyoruz. Atomu parçalasak, Amerika'yı keşfetsek bu kadar mutlu ve huzurlu olamayız.

Şimdi işin en keyifli kısmına geldi sıra. Biralarımızı, çerezlerimizi alıp yazlığın 3. katına çıkıyoruz. Lastiğini patlattığımız arabayı kabak gibi görüyoruz. Adam geldiğinde yaşayacağı hayal kırıklığını biralarımızla kutlamak üzereyiz. Ama Gülçin abla da görmeli diye düşünerek kuruyoruz tripodu, kamerayı.

Eşekler gibi şeniz. Güneşin anlında içtikçe içiyoruz. Çok mutluyuz. Kamera kayıt için hazır.

Bi adam, bi kadın ve 2 de çocuk arabaya doğru yaklaşıyo. Kapıları açıyo.
-amına koduğum zoom yap zoom yap diyo Kemal.

Hayatımın en sikik zoomunu yapıyorum a dostlar. Adam dün gece ki adam değil. Kadın da dün gece gördüğümüz kadın değil.

Ya yanlış arabanın lastiğini patlattık, ya araba emanetti, ya da adam kurt adam.

Adam lastiği fark edip  -PATA PATA PATA- diye evine doğru yol alıyo ağır ağır.

Biz ise susuyoruz, kimseye bahsetmiyoruz.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Abi "Vernel" aldım, ne kızı?

2006 yılı Ekim ayı. Üniversite de eve çıktığım ilk yıl. 3 erkek insan aynı evi paylaşıyoruz. Evimizde yok yok. mp3 player, 2+0 ses sistemi, ütü masası, duş perdesi, fırın, diş fırçası. Herkesin hayalinde ki ev. Kızlar eve atılmak için sıra bekliyor, biz ise eve atacağımız kızları seçiyoruz. Bir elimiz yağda, bir elimiz meşgul, başka bi işi var.

Evimizin yakınlarında bi market var, 10 dk yürüme mesafesinde. Hep o markete gidiyoruz. Çünkü kasiyerleri güzel. Bildiğimiz 2 memeli kızlar falan var. Bizim de aradığımız tam bu. 3 memeli olsa daha iyi olurdu ama şeftali bulduk nektarin aramayalım dedik.

Eve taşındıktan sonra 3-4 kere gitmiştik bu markete. Bi kızı gözümüze kestirdik. Sonuçta ev arkadaşıyız, hepimiz karar vermeliyiz. Hepimizin onayı lazım.

Neyse kızla gülüşmeler, şakalar falan. Kızı baya baya kafaya koydum. Kızın azcık bıyıkları vardı ama çok da önemli değildi ayran içmediği sürece.

Toplu alışveriş yapıcaz. Bu demek oluyo ki kasada fazla vakit geçiricez. Benim için işe koyulma vaktiydi. Alışverişi yaptık, kasada dıtlatıyo kız. Her dıt ben biraz daha yavşaklaşıyorum. Kız da benim bu yavşaklığım karşısında gülümsüyo paso. Ben ise bunu iş atıyo olarak algılıyorum. Ben dozu abarttıkça genzimden gülüyorum, kükrüyorum hatta gülerken. Gaza gelmişim, dururmuyum.

Arkamızda sırada bekleyenler, tipleriyle  "at alım-satım-kiralama" işleriyle uğraşıyo izlenimi veren 2 eleman tip tip bakıyo. En sonunda ben dayanamadım ve "ne bakıyon yarrrraaaam" dedim. Yok lan demedim, yer mi?

Barkodlar dıtlatılmaya devam ederken kız çok sıkıldığını, işi bırakcağını falan söylüyo. Ben de bu durumu fırsat bilip kızın önüne evin anahtarını koyuyorum. Seni bu hayattan kurtarabilirim hesabı. Kız bi bozuluyo falan. Bizim çocuklar poşetleri dolduruyo, kolumdan tutuyo çıkartıyo.

Yürüyoruz bana gelen küfürlerle birlikte. Bizim çocuklar benim abazanlık yaptığımı ısrarla söylüyo, kabul ediyorum. Sessiz sessiz yürümeye devam ederken yanımızdan camları filmli, egsozu abartı olan bi tofaş pati çekerek geçiyo. Çok değil, 25 mt ilerde el freni çekip göt atıyo. Bu hayvanlık karşısında dayanamayıp, "elemanlar üstümüze sürse ne atraksiyon olur lan, dimi?" diyorum.

Cümleme nokta koyduğum anda arabanın üstümüze geldiğini anlamak zor olmuyo. Elemanlar götümüze kadar arabayla gelip ani bi frenle durup 2 kişi iniyo aşşağı.

-hangi amcık anahtarı kızın önüne koydu lan?
+ne anahtarı abi? karıştırdınız galiba, biz öğrenciyiz. (ne sikim bi şeymiş bu öğrencilik, sıkıştığın her yerde söyleyebiliyosun)
-lan markette kızın önüne anahtarı koymadın mı sen, GÖD.

o GÖD benim, büyük harflerle GÖD hem de.

arkadan diğer eleman indi.
-abi şu uzun boylu dörtlük koydu. (gözlük kullanıyodum o sıra)

ispiyoncu pezevengin sayesinde yiyeceğim yumruğa daha da yakındım. o kadar yakındım ki, gözlerimi kırpıştırıyorum ki yumruk gözlüğü kırarsa camlar gözüme batmasın. küçük hesap yapıyorum yumruğun dibinde amına koyim.

yumrukla burun burunayken arabadan 2 eleman daha iniyo. artık yiyeceğim tek şey yumruk değildi, bariz yarrağı yemiştim.

ama bi saniye elemanlar insaflı çıktı. -bırak abi çoluk çoçuğu dedi.

bizim Mayk Tyson yumruğu indirdi. -oğlum ayıp değil mi lan pezevenkler? o kız benim kuzenim, sikerim belanızı. bi daha o markete girdiğinizi görürsem amınıza korum.

bense beden dilinin omza dokunmak olduğunu sanarak, gayet yavşak bi tavırla elimi adamın omzuna atarak
-abi ne kızı, valla tanımıyorum. alışverişe gittik. yemin ederim abi. Bak abi Vernel aldım, ne kızı?

4 tane sik kafalıyı güldürerek gönderdim. adamlar bu savunma şeklimden sonra dövmekten vazgeçmişlerdi ama utanç duyuyodum. bilinç altım resmen "işin içinde Vernel varsa masumiyet, yumuşaklık vardır" şeklinde düşünmüştü. Sokarım böyle bilince de, altına da.

Ay em sori mama.